19 Ocak 2010 Salı
13 Ocak 2010 Çarşamba
Erkeğin Hası! (Tecrübe Bambaşka Bir şey)....
10 Ocak 2010 Pazar
Avatar Şeysi..
Askerden döndüğüm gün, aileme merhaba dememe müteakip, yeni vizyona giren Star Wars'a gitmiştim. Artık düşünün ne kadar fanatik olduğumu...
Bana göre Star Wars serisi dünya tarihinin en iyi kurgusuna sahip filmleridir. G. Lucas ilk filmi çektiğinde, o zamanki şartlara göre şahaser olarak değerlendirilmiş bir esere imza atmıştır. İnsanlar, filmdeki görsel efektlere inanamamış, filmi yüzyılın teknoloji harikası olarak değerlendirmiştir.
Fakat G. Lucas'ın kafasındaki, her aşaması planlanmış bir şahaserdi. Bugün, insanlar o seriyi izlediğinde, akıllarına en son gelen muazzam teknolojisidir.
2 hafta önce Avatar filmine gittim. Farklı olmaya çalışarak prim yapmak anlamsız. Gerçekten görsel olarak çok etkileyici bir filmdi. Fakat kabul etmek gerekir ki, insanları esas etkileyen şey, konusundan ziyade filmin görselliği.
Bundan sonra birçok filmde aynı teknolojinin kullanılacağını varsayarsak, 15 sene sonra bu film aynı oranda insanları etkileyebilecek mi?
Ben sinemadan herkes gibi büyülenmişcesine çıktım, ama Avatar'ın gayet klişe bir konusu olduğunu inkar etmek abesle iştigaldir (Hayatım boyunca ilk defa, bir sinema filmi konusunda H.Uluç ile aynı fikirdeyim)
Avatar, konu ve kurgu olarak asla bir Star Wars değil ( Hatta konu bütünlüğü olarak LOR bile daha ileride diyeceğim küfür edeceksiniz). Ama artık değişik işler yapmanın prim yaptığı endüstride hakkında konuşulanları da hak etmiyor değil.
"gözlükleri eve götürmeye izin verselerdi böyle yazmazdın lan çakal" diyenleri kınıyor, bir dahaki yazımda "Nefes" filmine bok atacağımı şimdiden bildiriyorum...
sinema sinemada izlenir efem...
Syg
Bana göre Star Wars serisi dünya tarihinin en iyi kurgusuna sahip filmleridir. G. Lucas ilk filmi çektiğinde, o zamanki şartlara göre şahaser olarak değerlendirilmiş bir esere imza atmıştır. İnsanlar, filmdeki görsel efektlere inanamamış, filmi yüzyılın teknoloji harikası olarak değerlendirmiştir.
Fakat G. Lucas'ın kafasındaki, her aşaması planlanmış bir şahaserdi. Bugün, insanlar o seriyi izlediğinde, akıllarına en son gelen muazzam teknolojisidir.
2 hafta önce Avatar filmine gittim. Farklı olmaya çalışarak prim yapmak anlamsız. Gerçekten görsel olarak çok etkileyici bir filmdi. Fakat kabul etmek gerekir ki, insanları esas etkileyen şey, konusundan ziyade filmin görselliği.
Bundan sonra birçok filmde aynı teknolojinin kullanılacağını varsayarsak, 15 sene sonra bu film aynı oranda insanları etkileyebilecek mi?
Ben sinemadan herkes gibi büyülenmişcesine çıktım, ama Avatar'ın gayet klişe bir konusu olduğunu inkar etmek abesle iştigaldir (Hayatım boyunca ilk defa, bir sinema filmi konusunda H.Uluç ile aynı fikirdeyim)
Avatar, konu ve kurgu olarak asla bir Star Wars değil ( Hatta konu bütünlüğü olarak LOR bile daha ileride diyeceğim küfür edeceksiniz). Ama artık değişik işler yapmanın prim yaptığı endüstride hakkında konuşulanları da hak etmiyor değil.
"gözlükleri eve götürmeye izin verselerdi böyle yazmazdın lan çakal" diyenleri kınıyor, bir dahaki yazımda "Nefes" filmine bok atacağımı şimdiden bildiriyorum...
sinema sinemada izlenir efem...
Syg
4 Ocak 2010 Pazartesi
2 Husus...

* Şimdi efendim, çoğumuz bir yerlerde çalışıyoruz. Hepimizin malumu olduğu üzere, iş akdimizi uzaltmak veya bitirmek işverenimizin tasarrufundadır. İstifa tek taraflı bir müessesedir, fakat ortada bir sözleşme varsa bütün hak karşı taraftadır. Sen zamanında bayıla bayıla sözleşme imzalarken o opsiyon maddesini oraya koyduruyorsun. Şimdi de işine gelmeyince etrafı ajite ediyorsun. Orada bir opsiyon maddesi varsa tabi ki bu klubün insiyatifinde olacak. Klüp sana sormak veya danışmak zorunda değil. Sen hangi hakla koskoca Fenerbahçe'yi mahkemeye verirsin densiz. Yıllardır senin ağlamalarından bıktık, git başka takıma da ne olduğunu herkes görsün. Şut atamazsın, adam geçemezsin, topa vuramazsın. Tek yapabildiğin takımın bütün gücüyle yüklendiği anlarda son vuruş yapabilmek. İlk 11 çıktığın hangi maçta iyi oynadın? veya hangi golü 0'dan yarattın?
Semih Şentürk benim için bitmiştir. Fenerbahçe'de büyük camiaysa bu resti görür, o sözleşmeyi uzatır sonra da Semih'i 1 sene kadro dışı bırakır.
* Galatasaray 90 lı yıllarında başında Feldkamp'ın başa geçmesiyle bir futbol kültürünü kendine ilke edindi. Şampiyon olamadıkları, Avrupa'da başarısız oldukları yıllarda bile Türkiye'nin en fazla koşan, mücadele eden takımı oldular. Öyle bir havaları vardı ki, Ayhan denen ruhsuz adamı bile bir savaşçıya döndürdüler. Ben Galatasaray'a gelip de mücadele gücübü arttırmayan futbolcu hatırlamıyorum. Tabi bu hırs çoğunlukla sahada agresiflik ve terbiyesizliğe de yol açtı ama bu konulara girmeyelim.Bu yüzdendir ki, Galatasaray diğer büyük 2 rakibi gibi kötü olduğu sezonlarda dahi madara olacak durumlara düşmedi. Çünkü takımın kimyasında savaşcılık hep vardı.
Benim gördüğüm FR bu mantaliteyi değiştirmek için elinden geleni yapıyor. Takımı total futbol oynatacağım hesabına eli belinde gezen adamlarla doldurmak niyetinde. Bu, bir Fenerbahçeli olarak beni mutlu ediyor, çünkü Galatasarayı son 20 yıldır Türkiyenin en başarılı takımı yapan anlayış tarih olmak üzere..
Şu lig başlasın artık....
31 Aralık 2009 Perşembe
What is Love?

Madmen dizisinde reklamcılık gurusu abimiz Don Draper, resimdeki ablaya romantik bir akşam yemeğinde aşk hususu hakkında ayar verirken.
"the reason you haven't felt it is because it doesn't exist. what you call love was invented by guys like me, to sell nylons. you're born alone and you die alone and this world just drops a bunch of rules on top of you to make you forget those facts. but i never forget. i'm living like there's no tomorrow, because there isn't one"
Kendiniz de İnanamadınız Zaar...

Milliyet gazetesinden alıntı:
FENERBAHÇE UNUTULMAZ!
Beşiktaşlı futbolcular kulübün resmi sitesinde ilk yarıyı bir anketle değerlendirdi.
Siyah-beyazlıların resmi sitesi tarafından sorulan sorulara yanıt veren futbolcular, Fenerbahçe galibiyetini unutamadıklarını ifade ettiler.
Anket sonuçları şöyle:
‘En fazla sevindiğiniz maç’
İbrahim Toraman: Man. United
Tomas Sivok: Fenerbahçe
Filip Holosko: Fenerbahçe
Yusuf Şimşek: Fenerbahçe
İsmail Köybaşı: Fenerbahçe
Ekrem Dağ: Fenerbahçe
Necip Uysal: Fenerbahçe
Nihat Kahveci: Fenerbahçe
Rıdvan Şimşek: Fenerbahçe
Serdar Özkan: Fenerbahçe
Hakan Arıkan: Fenerbahçe
Michael Fink: Fenerbahçe
Erkan Zengin: Fenerbahçe
Korcan Çelikay: Man. United
Sen git MU yu kendi sahasında yen,Trabzon deplasmanında dünya tarihinin göremeyeceği bir bal ile kazan, sonra soruya böyle cevap ver. Hadi diğerlerinin cahilliğine veriyorum da, Nihat'ın bu taklaya gelmemesi lazımdı.
Böyle şeyler Fenerbahçelilerin ruhunu okşasa da, rakibimizin Beşiktaşspor olma yolundaki taviz vermez tarzı başta King Jeremy olmak üzere, tüm Beşiktaş taraftarları adına üzülmeme neden oluyor.
bu da 2009 yılının BJK ye son dokundurmasıdır:)
Yeni yılınız kutlu olsun...
27 Aralık 2009 Pazar
Braveheart ile coşan, Micheal Collins ile Hüzünlenen Türk Gençliği için empati veya çuvaldız mevzuu..

Mustafa Kemal, Selanik’te değil de Musul’da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını “Kürdiye Cumhuriyeti” koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla “Atakürt” adını alsaydı...
Kürdiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına “Kürt” deneceği için hepimiz “Kürt” sayılsaydık, Taksim’e, Kadıköy’e, Kızılay Meydanı’na, Kordon’a “Ne mutlu Kürdüm diyene” pankartları asılsaydı...
“Kürdiye’de” Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında “deniz Kürdü” oldukları iddia edilseydi...
Kürtlerin “yedi bin yıllık” bir tarihi bulunduğunu, Anadolu’nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı...
Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık...
Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı...
“Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var” dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, “özel timler” bizim “Kürdiye Cumhuriyeti’ni” parçalamak isteyen “ayrılıkçılar olmamızdan” kuşkulanıp hepimize sürekli “suçlu” muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...
Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı “Türk teröristlere” yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakır’a, Hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...
Biz Türkler buna razı olur muyduk, “işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz” sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin “eşit” vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih “Türk” çizgisinden yürümüş, bugün bizim “Türk” olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
Türkiye’nin bu kanlı karmaşadan “demokrasiyle” ve Kürt vatandaşların “kimliklerinin” kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?
Biz Türkler, bir “Kürdiye Cumhuriyeti’nde” yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
Değmez diyenler “demokrasi” istiyor işte.
Demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
Şiddetten, faşizmden, kendini karşındakinden üstün görmekten kime ne fayda gelmiş ki..
Bu yazı uğrunda yıllarca hapis yatılacak kadar yanlış bir yazı mı?
"ha..tir" cilere , asimilasyonculara inat bir arada yaşamayı savunalım iki gözüm....
* Görsel: http://icmihrak.blogspot.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
